
22 Kasım Cumartesi, Son güncelleme 09.03
Anahtar Sözcükler
İlgili Bianet Haberleri
Haberler
Gündemdekiler
Dünyanın en büyük kitap etkinliği olarak bilinen Kitap Fuarı dolayısıyla Türkiye ve Anadolu Türkçesi Frankfurt'un yıldızı. 15 Ekim'de başlayacak fuarın "Olayı" ise Ahmet Hamdi Tanpınar. Ama, fuar Türkiye'nin umduğu gibi imaj mucizeleri yaratmayacak, biz ne biliyorsak Almanlar da onu biliyor Türkiye hakkında...
BİA Haber Merkezi - Frankfurt
13 Ekim 2008, Pazartesi
60. Frankfurt Kitap Fuarı 15 Ekim’de
açılıyor. Yayıncılık konusunda en önemli fuar sayılan etkinliğin bu yılki onur konuğu Türkiye. Konuk ülke ile ilgili olarak her yıl tekrarlanan alışılmış
uygulama uyarınca kitapçıların vitrinlerini Türk yazarlarının Almancaya
çevrilmiş kitapları dolduruyor, kentin hemen her yanında Türkiye
ile ilgili toplantılar yapılıyor. Fuar zamanında sadece fuar alanı
değil bütün kent bir çeşit fuar haline geliyor.
Alman basınında Türçeden yapılan edebiyat çevirilerinde “olay” Orhan Pamuk değil, Ahmet Hamdi Tanpınar. Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” ve daha önce yayınlanmış olan “Huzur” adlı romanları, Türk modernleşme sürecini, Türkiye’nin sıkışmışlığını en iyi anlatan, edebi değeri yüksek romanlar olarak değerlendiriliyor. Alman edebiyat çevreleri Tanpınar’ı bizimkilerden daha hızlı keşfettiler.
Fuar alanında ve kentte yapılan Türkiye ile ilgili toplantılar oldukça çeşitli. Birkaç örnek verirsek:
Türkiye Fuar’a gereğinden büyük oranda umut bağlamış durumda. “Avrupalılar özellikle de Almanlar nihayet bizim kültürümüzü tanıyacak” deniliyor. Daha fazla Türkçeden çevrilmiş kitap okunması yönünden doğru, ama bu durum kendi başına fazla anlam taşımıyor.
Sağ ya da sol eğilimli ama entelektüel
yönü güçlü günlük ve haftalık gazeteleri okuyan Almanlar Türkiye’yi
tanımıyorlar mı? Frankfurter Allgemeine Zeitung (sağcı ve dünyanın
en iyi gazetelerinden birisi sayılıyor), Süddeutsche Zeitung ya da
haftalık sosyal demokrat Die Zeit, daha solda olan Freitag’ın okurları
60. Kitap Fuarı öncesinde de Türkiye’yi tanıyorlardı. Orhan Pamuk’un
Nobel Edebiyat Ödülü aldığını bildikleri gibi, kendisinin 301.
maddeden –Türklüğe hakaret- yargılandığını ve çeşitli baskılarla
karşılaştığını da biliyorlar. Kitap toplatmaları, hapisteki
gazetecileri, sarsürü, youtube’a girişin yasaklanmasını, Elif
Şafak’a yönelik tehditleri biliyorlar. Bu ülkede olup biten herşeyi
tabii ki bilmiyorlar ama bilgileri hiç de az değil.
Durum Aziz Nesin’in bir zamanlar belirttiği
gibidir:
“Yabancıların bizi tanımadıklarını söylüyoruz. Aslında bizi tanıyorlar, ama bizim istediğimiz gibi tanımıyorlar.”
Fuar’dan sonra da bu tanımanın içerik olarak çok değişmeyeceğini söyleyebiliriz.
Kürtlerin önemli bir fırsatı iyi kullanamadıklarını söylemek mümkün. Fuar’da Mezopotamya Yayınevi’nin standı var, okuma ve söyleşi için bazı yazarları çağırmışlar.
Ek olarak Kürt PEN’i Türkiye’de Kürtçenin durumuna dikkati çekmek için birkaç basın açıklaması ve toplantı düzenliyor.
Şunu düşünmek gerekir: Fuar süresince
bu tür yüzlerce toplantı var ve bu yapılanların arada kaybolup
gitmesi mümkün. Oysa ki, Türkiye’nin konuk ülke olacağı en az
bir buçuk yıl öncesinden belliydi. Oldukça büyük bir stand tutulabilir
(parasını verip tutarsınız, kimse itiraz etmez) ve Kürt dili ağırlıklı
bir dizi program düzenlenebilirdi. Öne çıkarılan konu “Kürt
dili ve bu dilin Türkiye’de karşılaştığı yasaklar” olunca,
hangi gruptan ya da ülkeden olursa olsun herhangi bir Kürdün itiraz
edeceğini sanmıyorum. Böylece esas olarak Almanlara ve diğer
uluslardan ziyaretçilere hitap edilebilir, Kürtlerin Kürtleri dinlediği
toplantı çerçevesinden çıkılmış olurdu. (Kitap Fuarını çoğu
Almanya’nın başka kentlerinden ya da başka ülkelerden gelen yaklaşık
300 bin kişi ziyaret ediyor. Frankfurt’un nüfusu 700 bin kişidir.)
Türkiye standının da bulunduğu Halle
5.1’de bugün yoğun hazırlık vardı. İçerisini dolaştım. Tek
Kürtçe isimli yayınevi yoktu. Kitapçılarda çevrilmiş tek Kürt
yazarının kitabını göremezsiniz. Bunların yapılabilmesi için
önceden ciddi bir çalışma gerekir. Bu iş “kitle” ile yapılmaz.
Çalıştığı alanı bilen dar bir kadro bu işi becerir.
Soru: Türkiye ve Anadolu Türkçesi bu yılki Fuar’ın konuğu... Günün birinde Kürtçeyi de aynı konumda görebilecek miyiz?
“Olmaz öyle şey”, denilebilir. Neden? Çünkü Kürdistan adında resmi olarak varolan bir ülke yok. Ama bundan ne çıkar? Katalonya diye bir ülke de yok, ama Katalonya kültürü konuk olabilmişti.
Kolay değil tabii. Büyük bir ön çalışma yapılması gerekiyor ve buna şimdiden çalışılmaya başlanırsa ancak on yıl sonra somut sonuç alınabilir. (EE/EK)
| Ana Sayfa |
Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge
| Çocuk Sitesi | BİAMag |
Kadının Penceresi | News in English Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır. |