8 Ocak Perşembe, Son güncelleme 18.45

Çözüm AB ve Türkiyenin elinde

CTP lideri Mehmet Ali Talat seçimleri kazanıp hükümeti kursa bile kendi içinde ikiye bölünmüş KKTCde Denktaşı denklem dışında bırakacak bir anlaşma imzalayamaz. Böyle bir çözüm Adada kalıcı olamaz. Çözümü Türkiye istemeli, müzakereyi Denktaş yapmalı.

BİA Haber Merkezi - Lefkoşa

9 Aralık 2003, Salı

Kıbrıs’ta siyasi parti liderleri ve halkla yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz izlenimleri Kıbrıs ve Türkiye’nin karşılıklı ilişkileri çerçevesinde bir dizi tespitle özetlemek mümkün:

Birinci tespit şu: Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 70’i Avrupa Birliği’ne bir an önce girmek istiyor. Hükümetler de AB’ye girmek için çaba içinde. TBMM’den 7 tane uyum paketi bu amaçla çıkarıldı.

İkinci tespit: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs’ta iktidarı elinde bulunduran UBP-DP koalisyonu Kıbrıs’ın AB’ye girmesine karşı bir tutum izliyorlar. Hatta Türkiye’nin de AB içinde yer almasını istedikleri kuşkulu.

Üçüncü tespit: KKTC’nin ekonomisi çökmüş. Dükkanlar sinek avlıyor. Lefkoşa çarşısındaki mağazalar, Türkiye’nin ücra kasaba dükkanları çapına düşmüş. Turizm yetersiz. Güney’de Rum kesimine bir hafta sonu 200 uçak inerken KKTC’ye sadece üç beş uçak iniyor. Her yıl Türkiye’den Atina, Rodos, Girit’e giden binlerce Türk turist bile Kıbrıs’ı defterden çıkarmış.

Dördüncü tespit: Adada anlaşma sağlanırsa Rumlar 1960’lı yıllarda olduğu gibi Türkleri “kesemezler”. Zaten şu anda her sabah 7 – 8 bin Kıbrıs’lı Türk Lefkoşa’dan güneye geçip Rum kesiminde ırgatlık ediyor. Ekonomik durumu çok daha iyi olan Rumlar da Türk tarafına geçip restoranlarda yemek yiyor, kumarhanelere gidip oyun oynuyorlar. Hatta Rum yönetimi kendi kesiminin paraları Türk kumarhanelerinde yediğini görünce güneye de kumarhane açmış.

Beşinci tespit: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs ile ilgili tüm belge ve tartışmaların ayrıntılarına çok iyi hakim olduğu, Türkiye’de ise bu ölçüde konu bilinmediği için (Dışişleri olsun, hükümet olsun, askeriye olsun her birinde Kıbrıs’la uğraşan masaların yöneticileri gelip geçiyor, ama Denktaş 40 yıldır olayların tam göbeğinde ve elbette konuyu en iyi bilen kişi ) kim çözümden yana tavır almaya kalksa Denktaş onları geçmiş olaylardan örnekler vererek, (Kıbrıs’ı mı satıyorsunuz?) diye korkutuyor.

Rauf Denktaş, elbette geçmişte kendi yaşadıkların travmasını atamamış bir lider olarak, Rumlardan çekiniyor ama değişen dünyada artık farklı düşünmek gerektiğini göremiyor. Bugün AB üyesi olan Fransa, Almanya ve İngiltere de kendi aralarında 1945 yılına kadar en kanlı savaşları yapmışlardı. Eğer bu travma ile davransalardı bugün sorunları savaşla değil müzakerelerle çözen bir Avrupa Birliği oluşturamazlardı. Denktaş, AB içindeki bir Kıbrıs’ta sorunların savaşla değil müzakerelerde çözülmesi gerektiğini ve bunun her iki kesim için olduğu kadar Türkiye için da daha büyük yarar sağlayacağını göremediği için Türkiye’yi çözümsüzlükten yana etkiliyor. Adeta esir alıyor..

Altıncı tespit: KKTC’de iktidarda olan bir kesim ise, bu çözümsüz kapalı kapı politikasından dolayı hayli kazançlı. Türkiye’den gelen yılda yarım milyar dolara yakın para KKTC’de iktidar eliyle kullanılıyor, devlet kadrolarına ve devlete yakın olanlara dağıtılıyor. Bu kadrolardan pay alanlar mutlu müreffeh yaşıyor. Paralar devlet kadrolarınca iktidar satın almak için de dağıtılıyor. Bunu artık Rauf Denktaş’ın oğlu ve hükümetin üyesi Serdar Denktaş bile biz gazetecilere açık açık söylüyor. Üstelik aynı Serdar Denktaş, kayınpederinin banka hortumcusu olduğu iddiası ile kamuoyunda fena halde yıpratılan bir siyasetçi olduğu halde.

Yedinci tespit: KKTC’nin muhalefeti de karmakarışık. Kendi içlerinde anlaşamıyorlar. Eskiden solcu olan partiler, zeminleri altlarından kayınca AB yanlısı olmuşlar ama birbirleri ile eski solcu fraksiyonculuk dönemlerinden gelen hesaplaşmaları sona ermemiş. Eroğlu’nun partisinde ve Kıbrıs Meclisinin başkanı iken, şimdi ayrılıp kendi partisini kurmuş olan MBP- Milliyetçi Barış Partisi Genel Başkanı Ertuğrul Hasiboğlu bu durumu şu espri ile anlatıyor: “Eskiden solcu olanlar şimdi Amerikancı, eskiden Amerikancı olanlar da şimdi statükocu oldu”. Yani Kıbrıs politikacıları, bitmez tükenmez Kıbrıs satranç oyununda, saha dışında kalmamak için her an pozisyon değiştirmeye hazır bulunuyorlar.

Sekizinci tespit: KKTC’de vatandaşlıklar Türkiye’den gelenlere iktidara yakın olma koşulu ile rasgele dağıtılmış. Adaya Türkiye’den gelip yerleşenlerin sayısının 100 bine yaklaştığı söyleniyor. Üstelik bu bilgiyi KAP- Kıbrıs Adalet Partisi Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu veriyor. Kalelioğlu, emekli bir kurmay albay. Kıbrıs’ta EOKA katliam yaptığı sırada Magosa’da görevliymiş ve direnişin sembolü olmuş bir “Kıbrıs kahramanı”. Daha sonra Türkiye’de Genel Kurmay’da önemli stratejik görevler üstlenmiş ve emekli olunca Kıbrıslılar kendisini Kıbrıs’taki MHP uzantısı bir partinin başına geçirmek istemişler. Onlarla birlikte hareket etmemiş çünkü ailesinden gelen bir biçimde CHP fikriyatını benimsermiş. Kıbrıs’ta hem yolsuzluklara bulanmış iktidara karşı hem de beğenmediği ve yetersiz bulduğu muhalefete karşı kendi partisini kurmuş. Ancak partisi seçimlere girdiği, kendisine de Kıbrıs gazisi olduğu için KKTC vatandaşlığı verildiği halde, Magosa’dan milletvekili adaylığı iptal edilmiş.

İşte bu ilginç parti genel başkanı Kalelioğlu, Kıbrıs’a yerleşen Diyarbakırlı ağaların, Hataylıların Kıbrıs’ta yerleştikleri köylerini gezdiğini anlatıyor. Türklerin sayısı 100 binden 200 bine Türkiye’den yerleştirmelerle çıkarılsa bile aynı şeyi Rum tarafının da yaptığını belirtiyor. Kalelioğlu’na göre: “Güney’deki Rumların sayısı da 350 bin kişiden 750 bine çıkarılmış. Onlar da Rodos’tan, Girit’ten insanları yerleştirmişler. Rusya’dan bile 100 bine yakın kişi getirip yerleştirmişler Kıbrıs’a.”

Bir tespit daha: Avrupa Birliği elbette Rum tarafını kayırıyor, elbette Yunanistan’ı çoktan birliğe aldı. Elbette onlarla birlikte hareket ediyor. Ancak unutulmaması gereken, biz Türkler,. Yunanistan’a rağmen, AB ile olan toplumsal, dini ve kültürel farklılıklarımıza rağmen AB kapısını zorluyoruz. Yani onlar bize (gelin AB’ye üye olun) diye yalvarmıyor, biz o topluluğun içinde yer almayı kendi geleceğimiz açısından daha yararlı görüyoruz. AB ise sorunları savaşarak veya dayatarak değil de olabildiğince müzakere ederek çözmek yanlısı. Bu müzakere geleneğine uymayı reddederek o topluluğun içine girmemiz mümkün değil. Dayatmacı zihniyetleri bırakıp, Avrupa’nın Rumları kayırdığının da bilincinde olarak, yine de bu olumsuz koşullara rağmen yapabileceğimizin en iyisini yapıp anlaşmak bizim lehimize. Çünkü anlaşmaya varamamanın sonucu Türkiye’nin de önünü ve geleceğini tıkamaktır.

Bir başka tespit: Görüşmelere katılan çoğu gazeteciler (ben dahil) , Serdar Denktaş ile görüşmeden önce, onun babasının kanatları altında DP’yi kurduğunu ve kendisinin çapsız bir politikacı olduğunu zannediyorduk. Ancak konuşması, zekası, esprisi ve karizması ile babasının yolunda olduğunu ortaya koydu ve hepimizi etkiledi. Ancak bu ince zeka ürünü espri ve kahkahalarla geçen görüşme onun söylediklerini doğru bulduğumuz anlamına da gelmiyor. Çünkü Kıbrıs’ta çözüm için öne sürdüğü şu dahiyane(!) taktiği ne niyetle açıkladığını anlayamadık. Bu taktiği bizim vasıtamızla AB’ye duyurması da hiçbir biçimde Avrupa Birliği’ni korkutup bir yere varılmasını sağlamaz bence.

Serdar Denktaş’ın çözüm için yürüteceğini anlattığı taktik özetle şu: ‘’AB ve Amerika şu anda Türk tarafına çözüm için baskı yapıyor. Ancak biz bu baskılara direneceğiz, çözüme yanaşmayacağız, Mayıs 2004’te Kıbrıs Rum Devleti AB üyesi olacak. İşte o zaman Rum kesimi ve AB’nin başı ağrıyacak. Çünkü Kıbrıs Türk kesimi ile Rum kesimi arasına sınır koyamazlar. Türk kesiminden herkes Rum kesimine geçebilir. Eh biz de bizim sınır kapılarımıza AB vizesi uygulamayacağımıza göre Kıbrıs üzerinden her isteyen insan ve mal AB ülkelerine elini kolunu sallayarak girmeye başlayacak. İşte o zaman AB’nin başı fena halde ağrıyacak. AB bu kez Rumlara baskıya başlayacak. Rumlara AB baskısı başlayınca çözüme yaklaşır.” Yani Serdar Denktaş, AB gibi yılların uyanığı devletlerin oluşturduğu bir topluluğa, Kıbrıs’ta 200 bin kişinin bu numaraları çekip başarı sağlayacağını düşünebiliyor ya da öne sürebiliyor. Serdar Denktaş için bu sözler Kıbrıs satrancında bir oyun olsa bile zeka belirtinden çok safdillik gibi geldi bana.

Sonuç: Kıbrıs ile ilgili söylenecek ve yazılacak çok tespit var. Sonuçta söylemek istediğim şu: Bu konuyu “Vatan, millet, Sakarya” edebiyatı üzerine kurulmuş, “Yavru Vatan elden gidiyor” diye Türklerin duygularını kışkırtacak nutuklarla değil, akılla mantıkla, bilgi ve gelecek hesapları ile çözmek gerekiyor.

Bu çözüm için de öncelikle Türkiye’nin karar mekanizmaları yani (derin veya sığ) devlet ve hükümet makamlarının işbirliği ile bir karara varması gerekiyor. Yani Türkiye’deki iktidarları ellerinde tutanların işbirliği yapması şart. Eğer böyle bir karara varılır ve AB ile uzlaşı sağlanırsa Türkiye kesin bir tavırla Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan Annan Planı üzerinde sıkı bir müzakere yaparak ilerleme sağlanmasını talep edebilir. Türkiye istemeli ve çözümü de Denktaş yapmalı. Eğer Türkiye isterse ve bastırırsa, Denktaş Annan planını çok başarılı bir müzakere ve anlaşma ile sonuçlandırabilecek ve bu konuda Türkiye’yi de rahatlatacak tek kişidir.

CTP lideri Mehmet Ali Talat seçimleri kazanıp hükümeti kursa bile kendi içinde ikiye bölünmüş bir KKTC’de Denktaş’ı denklemin dışında bırakacak bir anlaşma imzalayamaz ve böyle bir çözüm Adada kalıcı olamaz.

Önemli olan hem Kıbrıs’ı, hem Türkiye’yi, hem de Avrupa Birliği’ni rahatlatacak, Türkiye’nin de AB yolunda ilerlemesini sağlayacak akılcı bir çözüme varmak. Bu sonucu Kıbrıs’taki seçimler değil Türkiye ve AB’nin birlikte varacakları uzlaşma sağlayabilir ve bu çözüm adada Denktaş eliyle uygulatılırsa kalıcı olur. (FÖ/EK)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.