Bana "Manik Depresif" Teşhisi Konulmasının Üzerinden Bir Yıl Geçti

Pamuk’un Nobel aldığı, Hüseyin'in idam edildiği, Hrant’ın katledildiği günler hastanedeyim. Neden benim başıma geldi diye çok sordum, ne ben ne de doktorlar net bir cevap verebildi. Artık ilerisine bakıyorum.

Geçmişe dönmek kolay değil; hele ki geçmiş içinde kötü anılar saklıyorsa... Ama hafıza denen şey bizi istemesek de geçmişe döndürüyor ve buna bir koku, bir söz kimi zaman da bir ses yetiyor. Benimse bu yazıyı yazıp geçmişe dönüp bakmama bir söz yetti!

Evet bana ‘manik depresif’ teşhisi konulmasının üzerinden bir yıl geçti. Burada hastalığın nedenleri ve belirtilerinden uzun uzadıya bahsedecek değilim zira beceremem. Psikolojiye dair bilgimse Freud’un cinsel teorilerinden öteye geçmiyor ne yazık ki! Sadece yaşadıklarım ve hatırladıklarım var bu yazıda…

Önce uykusuz geceler başladı. Öyle bir iki gece falan değil tam bir hafta uyku girmedi gözüme. Ve buna rağmen kendimi çok enerjik hissediyordum. Daima bir kıpırtı içimde… Durduğum yerde duramıyorum. Sürekli konuşuyorum, konuşacak birini bulamadığımdaysa yazıyorum. Sabırsızlık hali... Kendimi oradan oraya atıyorum.

Sonunda bir psikoloğa görünmem için ikna edildim ama klinikte benimle sırada bekleyen sekiz kişiyi (evet yüzlerine baka baka ve parmakla göstererek saydım her birini!) görünce çıldırdım ve kaçtım oradan.

Eve gitmek istemiyordum. Evdeki her şey bana batıyordu (Manik-depresif teşhisi konulan insanlarda lüks takıntısı olurmuş ondan herhalde!).

Kendimi teyzemin evine attım. Artık evlerini yeni restore ettirdiklerinden mi(!) yoksa başka gidecek yer mi bulamadım, orasını bilmiyorum. Kendi evime gitmemekte direndim ve yaklaşık bir hafta orada kaldım. İlk nöbetler de başladı o sıra.

Bir gece boğulacak gibi oldum, dilim yutağıma kaçtı.  Nefes almakta güçlük çekiyordum. Yanımdakilerden sürekli bana tokat atmalarını istiyordum ama onlar da ne yapacaklarını bilmez halde sadece yanağıma hafifçe dokunuyorlardı.

Derdimi anlatamadım bir süre ve sonunda yazmayı akıl edebildim. "Vurun, suratıma yapıştırın"la birlikte saçmalamaya başladım: Benim yerimde şu anda bir meczup olsaydı kendini mesih sanırdı.

Evet hatırlayabildiğim tek cümle bu. Oysa bir küçük not defterini böyle saçma sapan sözlerle doldurmuşum.

Ve gecenin bir yarısı ilk tıbbi müdahale. Apar topar Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne götürülüyorum. Orada sakinleştirici iğne vuruluyor. Doktor mutlaka yatırılmamı söylüyor ama annem buna izin vermiyor. Hâlâ durumun ciddiyetinin farkında değil yani. Kimse olup bitenlere bir anlam veremiyor zaten. Aralarında bana cinlerin musallat olduğunu düşünenler bile var.

Sakinleştirici veriliyordu ama ben bir türlü sakinleşemiyordum. Etrafımdakilere saldırmalar, hakaretler, gizli saklı ne varsa ortaya dökmeler, itiraflar birbirini kovalıyordu.

Kimsenin tahammülü kalmadı, etrafımda sadece üç kişi kaldı. Annem, teyzem ve kuzenim..

Yine bir tahammül noktasında bu sefer özel bir muayenehaneye götürülüyorum. Orada da bir sinir harbi. Baştan beri zaten hasta olduğumu kabul etmiyorum. Bunu doktora da söylüyorum hem de bağıra çağıra ve orayı terk ediyorum. Ve o doktorun yönlendirmesiyle Fransız Lape Hastanesi günleri başlıyor.

Orhan Pamuk’un Nobel aldığı, Saddam Hüseyin’ın idam edildiği, yeni yıla girildiği, Hrant’ın katledildiği günler hastanedeyim. Hâlâ hastalığı reddediyorum ama daha sakinim. İlaçların etkisiyle uyuşmuş bir halde dolanıyorum ortalıkta. Bazen bir sinir anında kapıları tekmeliyorum, hemşirelere saldırıyorum ve tabi hücreyi boyluyorum.

Orada bile rahat durmuyorum yatağı yastığı parçalayıp kapının gözetleme deliğinden atıyorum ve teslim bayrağı sallıyorum beyaz yastık kılıfıyla!

Yaklaşık yirmi gün hastanede kaldıktan sonra ailemin isteğiyle çıkıyorum. Bundan sonrası ailemin sabrına kalıyor. Yeni bir doktorun kontrolünde ilaç tedavisine devam ediyorum.

Manik dönemi atlattıktan sonra depresif döneme girdim ki bu daha zordu. Düşüncede durgunluk, bu sefer tam tersi bir şekilde konuşmada isteksizlik, hiçbir şeye heveslenmeme, tam bir depresyon hali. Ama şimdi bütün bunlar da geride kaldı.

Benim başıma gelmez, bana bir şey olmaz, diyerek kendimizi koruyamıyoruz maalesef! Bu neden benim başıma geldi diye çok sordum ama ne ben ne de doktorlar net bir cevap verebildi bu soruya; ben de çok deşmedim zaten. Artık ilerisine bakıyorum. Umut doluyum. (ZK/EZÖ)


BİA Haber Merkezi - İstanbul

09 Şubat 2008, Cumartesi


Zuhal KAHRAMAN